İş, güç, hayat telaşı derken kendimizi unutuyoruz biz. Peki bu toprakların kaderi bu mu? Sürekli bir yerlere yetişmek, yarını gün edebilmek adına durmaksızın çabalamak...
Kendimizden eksiltip, en güzel senelerimizden harcayıp sadece 'belki bir gün daha huzurlu yaşarım' umuduyla tüketiyoruz günü. Bir umuttur yaşamak, evet, ama görmedim yaşayanı.
Omuzlarımıza yaşımızdan büyük yükleri hep bu uğurda alıyoruz. Peki, gerçekten hayat bu mu? Yaşamak dediğimiz şey; koca bir ömrü sadece yarına hazırlık yaparak, hayatta kalmaya çalışarak geçirmek midir?
Uğruna bunca çaba sarf ettiğimiz, adına 'huzur' dediğimiz o büyük vaat; bunca yorgunluğun ardından iki sandalye çekip rahatça oturabildiğimiz, sadece derin bir nefes alabildiğimiz o kısacık, saniyelik mola adı altındaki yorgun dinlenişlerden mi ibaret?
Sandalyeye daha oturmadan aklımızda yarının telaşı varken, o kısacık nefes aralıklarına koca bir yaşantıyı sığdırmaya çalışmak reva mı bize?